OPERA VII’den

O

iki

minyatürde müridi
bir lâmba yerleştirmiş
dimdik yürüyen gövdesinin
üstünde kesik başından
kalma karanlık boşluğa —
belli ki kısılmadı hiç
içinden taşan ışık
demeye getirmiş,
circa 1500’ler
Acem diyarı

bir başkası aynı düşü görmüş
Attar’dan aktaran Massignon,
“nedir o?” sorusunu yanıtlamış
Hallac: Kesik başımın yerini
aldı lâmba
                    bir başka lâmba hikâyesi

üç

Ortaköy’deki geçici atölyede
harf üzerinde konuşuyoruz,
işaret
ve
ses
kılıktan kılığa girerek
kendilerine mutlak
bir bireşim arıyor mu? soru
ikiye bölüyor tablonun önünde
Erol ile Enis’i,
yıl 1988,
dışarıda sağanak yağmur,
aynı Hallac’ın ardından.

beş

cezbeli halleri mi doğurmuş
öfkeli tepkilerini?
kesin tarih vermiyor Tarih,
964 ya da 969,
bânisi olduğu çeşmenin
önünde vurmuşlar boynunu Bâli’nin
ve o an bir müridi
kayşakurin sanki
hançerini kendi boynuna
saplamış —
kan mı akmıştır
musluktan?
cellâda bahşiş verip
götürmüşler naaşı, saklayarak asıl
gömü yerini.

dört

bak Ece,
deli Lütfî de sarışınmış!
namaz hakkında
kuru kıyam ve inkinâdır
andan fâyide yoktur sözü
çarpıtılarak sunulunca
25 Rebiulâhia 899’da
At Meydanında boynu vurulmuş,
Ahmet Yaşar Ocak veriyor
gerekli tafsilatı kaynakçalarıyla
bense Sultanahmet’ten
her geçişimde içimde bir sızı
o kibirli ama özgün adamı —
varsın çalmış olsun
Mehmed’in birkaç kitabını!
- hikâye çalımlı: Kesilip yere düşen
başı durmadan
kelime-i şahâdet getirirmiş

bir

“aşk namazı için abdest
ancak kanla alınır” sözü
rivayet mi — tam da
kan revan içindeyken?
Önce burnu, elleri ayakları
kesilmiş, en son başı:
Dicle’nin üstündeki köprüye
dikmişler ibret olsun diye
iki gün boyunca sonra Horasan,
küllerini nehre savurmuşlar,
iki ruhundan biri ağmışsa
öbürü birilerinde kalmış,
24 Zilhade 309, doğruysa
saçlarını kalıntılarını
toplayıp saklayan müridleri
olmuş – varmış.

altı

iktidarsız muktedir
III. Ahmed’den ne beklenir,
18 Rebiûlevvel 1143
kuşluk vakti boğdurmakla
kalmamış İbrahim’i
cesedini Patrona’yla
Muslu Beze’ye teslim etmiş,
parçalayarak dolaştırmış
naaşı kanseverler
kalan külçeyi bırakmışlar
kendi yaptırttığı
çeşmenin önüne, ki
iktidarsız muktedirin
adıyla anılıyor — Tarihi
tavşanlar değil avcılar
yazdığı içindir.

yedi

rivayet gerçek olamayacak
ölçüde alımlı, kim inanır:
mürşidi rüyasında görmüş
ve erken saat Hisar’a gitmiş,
beklemiş —
bir gün önce boynu
vurulup Sarayburnu’ndan ayrı
ayrı denize savrulan başı ve
vücudu sırayla Kayalar’a vurmuş,
böyle düşülmüş, 945, tarihin
çukuruna,
öyle akıntı mı olur.

sekiz

Ya Allahım derken
Allah’ım mı diyormuş
ben Allahım mı
Ebüssuûd haris ve zalim
aşk kamışı şarabı
yutamamıştır taşkafa —
nereden tam seyrediyordu
Yahya bey acaba
hangi “sâhilsiz engin”den
ki gidip tam oradan
bakalım sulara
[herhal olgunluk dönemi]

dokuz

“Karanlıkları basan gece
siyah kurt
ve yaşına basan çatal tırnaklı
adına” and içenin
indi dediği âyetler
daha az mı manâlı
sorarım —
hicrî 12. yıl
Taberi’ye göre
Vahşi süpürmüş canını
Müseylime’nin
kayıtlarda çok sarı benizli
diye geçiyor,
yumurtayı dar ağızlı
şişeye ilk sokan adam,
Bahriye Üçok’dan.

on

     “Eydürler ki” diyor anonim yazarı Acaibü’l-Mahlûkat’ın: “Ve dahı hicretün üç yüz dokuz yılındaki Hallâc-ı Mansur’u katl etdiler, ol vakitde bir tolu yağdı ki her birisi bir batman idi”.
Peşinden sarı kum yağmış
Bağdat’a ur hastalığı çökmüş
Basra’ya od düşmüş
cümle iz sürücüler
kıyama yormuşlar âfetleri
ölüm dörtbir yanda kol gezmiş —
“şöyle ki bir kara depe gibi oldu”
diye koyuyor noktayı.

yedi, b

Derviş Kemal
sonuçta demiş miydi
dememiş miydi:
Görünmeyen Tanrı olmaz
tenasüh vardır
“biz cennete merkebimizi
bağlamayız” —
ne namaz niyaz
ne oruç Hac,
lime lime etmişler:
“nakş-i vücûdı sahifa-i rüzgârdan
tîğ-i cellâd ile hakk” edilerek,
el-Askeri kayda düşmüş —
bkz. Erünsal, Gölpınarlı, Ocak, Akdağ
20 Zilhicce diye.

onbir

Sakarya Şeyhi Ahmed
ki Danişmend’in yalancısıyım
İsa Ruhullah ilân etmiş kendini
parmakları mafsallarından
tek tek koparılırken
ve daha sonra canlı canlı
derisi yüzülürken ivme!
diyesiymiş cellâdına:
Ağır ola acele etme
tadını çıkarayım acının
devamı gelmiş kesilmiş
burnu kulakları ayakları
başında siyah sarığı eşeğe bindirilip
katledilmiş Eskişehir’de —
ayyaş Murad öfkesi.

oniki

Sie Semper Tyrannis’in
Balkan damgalısı :
Deniliyor ki Manastır’da
kulağı küpeli boynu tokalı
muhterem II. Bayezid’i
telef edecek olmuş sokulup
halletmişler maalesef
oracıkta o an
mehdilik tasladı diyedür

onüç

Mağarasından sahiden de
ben külliyen mehdiyim diye
çıktı mı Bozoklu Celâl
yoksa hasımları mı yaydı
rivayeti
ayaklar onunla baş olmuş
ondandır vurulmuş başı —
ki dursun durduğu yerde
ayaklanan her kimse
Kalender Şah’ın
abdalları bile

OPERA XII – “FC” [bir]

Bütün ara sokaklarda yüzü hınçla kaplı
genç insanlar dolaşıyormuş, duydum.
gözümle göremem, kendimi içeri sürdüm,
hiçbir şehir arkamdan gelmeyecek benim.
2009 zirvesinde Chavez Latin Amerika’nın
Kesik Damarları’nı armağan etmiş başkan
Barack Obama’ya, sormuşlar sonrasında
Galleano’ya, “zalim bir hediye” demiş:
“Anlayamayacağı, duyamayacağı bir dilde”
yazılmış kitabı ne yapsın adamcağız?
Şimdi kuduz ördeğe bakıp onu mumla
aramamız çok mu doğru, sonuçta bu sonucu
biraz da o hazırlamıştır: No, you can’t.










Size yazdığım ucu açık mektubu bir noktada kâğıt öğütücüsüne atma yolunu tuttuysam
yahoo news’da hapisaneye gönderilen mektupların dolaşıma çıkarıldığını gördüğüm içindi
iyisi mi dedim kendi kendime (bir süredir söylenip duruyorum bir başımayken)
doğrusu ölmesini beklemek asıl mektubu eski ritmi üzerinden almayı beklemesin diye
duydum ki işi elinizle bitirmişsiniz hücrenizde nereden ne bulmuş buluşturmuşsanız artık
ayrıntılar önemli ama değersiz
kimin tasasına bağlı olacağına bağlı
yaşayanlar hemen unutur herşeyi
Tarih özel çekmecesinde kilit altına alır kayda geçmiş teferruatı zarflara yerleştirerek
siz Ted gömüldünüz mü, sanmam, yaktılar mı yorgun düşmüş yaşlı gövdenizi
kime verildi kül kutusu
serpilsin içindir Montana’da
beni tetikleyen noktaya dönüyorum işte yeniden ve kuruyorum boşlukta
dışarıda hem içimde ne gördüysem










Palais de Tokyo’daki sergide karşıma çıktığı ânı unutmam olanaksız Kusminowski’nin replikasını
alıyorum buraya çünkü replika röprodüksiyondan sonuçta farksız ve Walter’den beri aşinâ herkes aura konusuna ve bütün uzantılarına

etrafında dönüp dolandım kulübenin ve daldım içeriye
boşaltılmış rafları
hayâl perdemde doldurmaya koyuldum FBI görevlilerinin hazırladığı kutuları tek tek açarak
bilmez miyim kitap seçmenin edinmenin nemene iş olduğunu v onları yanyana getirme zanaatını v omuz omuza durmaları üslûp, ölçü, ölçüt v yordam ister
FBI’ın keresteleri bunu bile anlamamışlardır
onların kıt akıllarında hedef avlanmaktır
bir ihbar yetmişti kıvılcımdan ateşlenmenin hızla doğmasına
Ted, kardeşinizi umarım bağışlamadınız
hainliğin kan grubu olmaz










asıl kardeşlerimizin yabancı rahimlerden geldiğini bilmiyor değildiniz herhalde
onlarla birbaşına durduğumuz sırada bile omuz omuzaydık
solidarnos! no pasaran!
önlemlerin cirit attığı dünyaya karışan seslerin ve hücrelerin hücre duvarlarından sökün eden yankıları doluşur kulaklarımıza
arada hatlar karışıyorsa
haltlar karıştırdıkları için
bir big brother ordusu gözetlemede ve dinlemede
yüzbinlerce sayfalık kayıt raporu yığılıyor her gün dünya arşivlerine
orada herkes eşinden dostundan kardeşinden ebeveynlerinden ve çocuklarından daha suçlu
daha günâhkâr
daha şüpheli
damgasıyla sırasını bekliyor az çok hüküm giymek için
ama farkında değil ensesindeki namlunun
erketede hareketlerini kollayan birinin
çünkü her gövdenin bir gölgesi nasıl
herkesin bir bekçisi öyle
gerektiğinde vur emri










hepimizi iptâl etmeye hazır bir düzenin ortasında durduğumuzu bilmek neye yarar
bunu kabul etmemek neye yarar
aldırış etmemek neye yarar
var mı çekip gidilecek yer diye soruyorum aynada buruşan yüzüme:
Todnauberg mi Sils Maria mı Nuvelzeland mı söyleyin Ted – meselâ Montana mı
söyle Enis Bafa mı
birimiz olsun kendisini ikna edebildi mi seçilecek yön gidilecek diyar deyince
Atlantis’imiz oldu mu uğruna boğulmayı göze alacağınız vurgun yiyesiye dalarak —
yok Yokistan’ımız dostum İlhan M
silinmiş bir haritadan başka bir belge elimizde yok
içini bir vakitler Lukyanos’un Campanella’nın Morus’un, Fourier’nin donattığı her nokta çözülmüş
yola çıkılsa ne Pentagruel çıkacak karşımıza
ne Gulliver
biz çoktandır tenhadan ıssıza geçmiş
yaralı bereli
kanadı kırık kuşlarız










diyorum ve neye dayanarak bilmem derdimi tasamı en iyi anlayabilecek partönerlerden biri olduğunuza inanıyorum
Montana’daki kulübede geçen yılların
içinizde dışarıdan görülemeyen bir orman yarattığı kesin benim gözümde, tilkiler ve baykuşlar tanımış olmalısınız orada,
birinin kurnazlığı size uzak durduğunuz insanları
ötekinin sessiz kanat çırpışları yanınıza inmek için cesaretini toparlayamayan birkaç meleği hatırlatmıştır
tıpkı kulübede sakar bir hareket sonrası kendinizi düpedüz haşladığınızda neredeyse eriyen bölgesine derinizin uyguladığınız ot-yaprak karışımının kokusunun
size annenizin kokusunu
o ilk kokuyu hatırlatışı
yanığın en derin acısını, söndürsün asıl melek
bunu artık söylemekten utanmamalısınız,
çünkü başka kimse yoktur hayatın en uç noktasında
bunu bilmiş öğrenmiş olmalısınız
diyorum kendi iç yanıklarıma bakarak
ateş aramızda dolaşan bir tansık
hava bir tansık
en büyük kazası Hayat’ın
açıklanması kolay ve olanaksız koşul —










ben ama şurada
her sabah uyandığımda lânet okuyorum Dünya’ya ve onu bir gezegen gibi okuyarak soyutlayabilen astrofizikçilere jeologlara iklim bilimcilerine öfkeleniyorum
çünkü Dünya bir fosseptik çukuru
bir dipsiz irin kuyusu
içinde nefret köpükleri kabaran
ve ondandır yeni bir isim arıyorum ona
büyük harfle başlattığım özel bir isim
özel hiçbir özelliği olmayan
kalmayan
olsun biri
bir şahıs sanki
bir totem, bir ilâh bozuntusu, bir HATA, evet dört harfli dört majiskül harfli bir sözcük
bir cehennemî obruk —
kimden sözetmişti Montevideo’lu, evet sahi
Serenus Sammonicus muydu
göğsüne iğneyle ABRAKADABRA yazan
İbranîcede meğer şimşeğini en uca fırlat demeye gelirmiş, şimşeğim ah!
benimkisi sığ sularda boğulup şişmekmiş.










Şimdi ama vaktim kalmadı Ted
hayatım artık bir ucu öbür uca değdirdiğimde hemen patlayacak sizin dermeçatma bombalı paketlerinizden uzunuzadıya farklı durumda değil
beni kıskıvrak yakalayan hayvanın doğurduğu sayısız tutulum yüzünden zonklayan kemiklerim parçalıyor uykularımın karabasanlarını
her gece anlıyorum ki
bir öncekinden artan bir tragedya kesiti üzerinden kan ter içinde fırlayacağım döşeğimden
ve karışacak uğursuz bir savaşın ortasından derlenen amansız görüntülerle
bir üçüncü sayfa haberinden sızan kan
biribirilerine
ve kendimi sorumlu tutacağım birinden olduğu kadar ötekinden de —
şimdi ama Ted
onca yıl sizinle bir dip söyleşim için köşemde hazırlık yaptıktan sonra
yapayalnız
partönersiz
kukumav — beyazın karşısındayım.










Kendime lâyık bulduğum Capsula Mundi için izin vermezler sönüp gittiğimde
hiçbir hakkı hukuku kalmaz ölenin
cesedi üzerinde bile
o ceset ki bir an önce hızla uzaklaştırılması gerekir
çözülmeye koyulduğu için
kimsenin kokusuna tahammül edemeyeceği manâsız çünkü cansız kütle
korkunç bilgi yazarken
canın çıkacağını anlamak
kaç yaşında çocuktum Eskişehir Şehir Hastanesinin morga açılan kapısına bırakılan taze kadavrayı gördüğümde
o ilk kat penceresi birden çukura dönüştüydü
yıllar yılı çıkamadım içinden —
nedir ki çocuk aklı denebilir dışından bakarak
olsa olsa ölen hep başkasıdır diye düşünür
işte tipik önyanılgının âlâsı
ben başkası biraz da benim fikrine kilitlendim
ondandır bütün vaktimi emen ve kusan doymak bilmez arayışım ve kayboluşum
ondandır kilidi belirsiz anahtarlar destesini çilingir gibi şakırdatarak geceleri çatılarda dolaşmam










en uygun noktayı bulacak olsaydım
okkalı bir sesle çarpacaktı toprağa külçem
ben ödlek ben hem gözüpek
yırtıcı kuşlar familyasından simsiyah kuş
gökyüzüne uğursuzluk saçmak için tırmanmış inatçı bir leke
-olsaydım-
değiştirebilirdim belki kimi olayların seyrini
derken dağılıyor sesim
ve uçuşuyor heceleri seçtiğim kelimelerin.
Birden yarılıyor karşımdaki perde
ve patlıyor önümdeki kristal küre
saçılan parçaları toplarken kanıyor avuçlarım ve parmaklarım
kan kokusunu almamalı komşularım hemşerilerim ki sevmemişlerdir Kirkor’u, Moşe’yi, Stefanos’u, Roja’yı —
neden beni sevsinler?
Bir aykırı sayılırım Ted, senin ve arkadaşın anarko şahısların yakını değilim ben
ne sizden yanayım ne başkalarından şu kürede
gene de dahil edilmişimdir sistemin ıskartaya ayrılacaklar öncelikli listesine










orada buluşuluyor atık olma özelliğiyle
ki öyle toplumların hurdası olarak görülmek doğaldır bir noktada
negatif artı değer üretenler için
ve yeni sayılamaz bu düzenler düzeni de
ona diklenmek de
işte
çok
eski
bir
afiş
la lutte
continue

imiş! boşversene: Hanginiz hangimiz görmüş direncin ve savaşımın işe yaradığını yaşarken
Tarih’in hangi basamağında kazanmış ayağa
dikilen ezilmişler
Spartacus’ten communard’lara
oradan buraya biri çıkıp göstersin kalıcı utkuyu
yuvarlanarak geçen bir ömrün son dönemine
girer girmez ıskartaya ayrılmak istenen yük
sanki leş milyarderlerin sırtındaki bir küfede










asalak
beleşçi
yararsız ve hedefsiz enkaz parçası
görünmezler ordusunun ucunda bir noktaya yığılmış
bekleşmekteyiz
bir an önce geberin ki sağlık bütçesi ferahlasın cari açık olabildiğince küçülsün
semizlerin külçe altın stokları kabarsın —
biliyorum benim gibi işi bitmiş dövmesi kıçlarına vurulanlar altı üstü yılkı statüsündeler nicedir
hani şu they shoot horses hikâyeleri
ya iliği sömürülen çocuk ve genç nüfusun üyeleri için geliştirilen kan emme programlarını nerede yazıyorlar
bilmiyor görmüyor muyuz
ve bilmek görmek neye yarıyor allâsen
boşyere böyle harflere boğuyoruz cehennem tablolarını
bakın Boccacio’ya Dante okurken
bakın Hieronimus’un üçüzlülerine
bakın Grosz’a Dix’e ötesine berisine
hangisine sığabilir Hindelinin “dokunulmazlar”ı?!
Daha ne kadar dokunulabilir bir bünyeye
daha ne kadar emme basma tulumba içilebilir özsuyu










hiçesayılanların
Dalit’lerin
götünüzün mücevhersi bokunu temizlettiğiniz
kadavralarınızı bertaraf ettirdiğiniz
kaybedecek bir tek ciğerlerindeki cılız nefes kalmış milyonlarca kaybedenin
sayesinde helikopterini Hermes’ten deriyle kaplatan canlı bozuntuları varken Ted
saçmasapan hedeflere yönelttiniz paketlerinizi
ve benim gibi iki avuç gönüllü destekçiniz hayıflanıyor şimdi o hedef kaymasına
ve arkanızdan köpükleniyoruz
bizler ki evet iki avuç edilgin korkak pısırık gönüllü
neye dokunsak tepeden tırnağa çürük
ortasında biçare arızalı canlılar evresindeyiz
çıt çıkarmıyor kimse
ya da tıpkı siz Ted
yalan yanlış hedeflere kilitleniyorlar paramparça olacak gövdeleriyle gideceklerini düşleyerek
cennetteki hurilerin onları beklediği köşelere
cennet oysa cehennem kadar gerçek olamayacak
cehennem şimdi burada cennet nerede ne zaman










söylesin çıkıp birileri who would be a poor man
a beggarman a thief
if he had a rich man in his hand?
söylesin yüksek sesle olmazsa fısıltılar halinde
gazeteleri süslüyor en zengin 500 teknoloji milyarderinin toplam servetinin 10 trilyon doları aştığı
bomboş gözlerle bakıyoruz habere
ve anlamıyoruz sümükleri kadar değerimizin olmadığını
biz örselenmiş
biz büzüşmüş
biz fâni bile olamayan kırık dökük kuklalar
ki leşötesi ördek güçlülerin fıtratında güçsüzleri parçalamak var diyesiymiş
yanında ikizi leşötesi Musk
hiçbir muskanın durduramayacağı aşağılık vampir
tek hedefleri işgâl edip kanını içmek cennet toprakların
soruyorum: Kimin direnecek hali kaldı?
Çekip gitmeye kendimi hazırlarken böylesi sorular ve sorunlar yüzleşmek ağırıma gidiyor
insan elinden zihninden imgeleminden üreyen belâlarla vakit yitireceğime diyorum










bütün öbür canlılara bir tek yöneltmeliydim ilgimi
kalan vakti kimi cansızlara örneğin taşlara vakfederek
belki de bir yarı canlı kaldığımı sonunda kabullenerek
ve bu sonuçla böbürlenerek
-her ne kadar kibir ile başım hoş olmasa da-
derken bir defa daha istisnaya takılıyor gözüm ve Delik Adam’ın açtığı deliklerden birine iniyorum
yirmialtı yıldır kimseyle görüşmeden yaşayan ve soyu tükenmiş kabilesinin son üyesi olan bu ayrıksının cesedine ulaşmış Amazon bölgesi müfettişlerinden biri
belli ki öleceğini anlamış Delik Adam
sırtüstü uzanarak üstünü Ara Macau’nun görkemli mavi kırmızı yeşil karması tüyleriyle kaplamış
yarın herkes unutacak bir günlüğüne tanıdıkları o seyrek kuşu adamı
olsun
benim gibi bir avuç hemcinsinde izi kalacaktır
istisnaların kuralları çözdüğü bir Dünya kurmak istedik biz
özlemlerimiz fazla gelmiştir
derken
PARA PARRA PARRRA
sesleri geliyor her köşeden










duyuyorum ve gülüyorum kendi halime
bir vakitler Altın Meseli’ni yazdığım için ve dahasını getirmeyi umarak Bataille’ı, La Monnaie Vivante’ı ve Marx’ı kurcaladığım için
PARRA diye bağırıyorlar ve yığınlar şaşkın biçimde seyrediyor haykırıları
aykırı Guy’in seyir toplumuna saydırmaları da benim meselim kadar çaresiz ve gülünç artık
akıllı telefonların aptalları
tabletlerine gömülmüş çocuklar
ve kulakları ağır işittiği için yüksek sesle televizyona kilitlenen ihtiyar komşular
benim gibiler kalmasın kürede.
Büyük Tenkisat!
Tıpası çekilmiş banyodan suyun hızla çekip gitmesi gibi boşaltılmak isteniyor faydasızlar kütlesi
bir tek doğru direniş biçimi bilirim ben
hedef-kişiler saptanmalı ve herbiri unabomber usulü eşek cennetine gönderilmeli
ki kalan puştlar puştluklarını sürdürürlerse başlarına gelecek olanı kavramalılar —
benim düşünsel soyum Dağın Yaşlı Adam’ına kadar iniyor nereden bakılsa










Soykütüğümün uç köşesinde yılmaz bir haşhaşin
oradan Prens Kropotkin’e gidiyor zincir
gönlüm Erk’i tepelesin haydutlarla dolu
işin biricik çaresi yıldırı çarkını döndürmektir diye bellemişim genç yaşımda
ondandır siyasaya hiç inanmadım
uzlaşılamaz egemenlerle
el sıkışılamaz ve göz göze bile gelinemez
hiçbirinden hiçbirşey beklenemez
ondandır kutbumda yaşadım ve oradan neşrettim elimden gelenleri
ki bu kadarsam da o kadar değilim vardığım noktada hâlâ medet umuyorum okuduklarımdan
masamda tam önümde dizili kitapların başlıkları güneşten seken ışınlar gibi çeliyor gözümü:
Günther Anders’in Kin’i,
Hannah’tan Yalandan Şiddete’si
Simmel’in Fakirler’i
ve Debord’dan Tecimsel Seyir Ekonomisinin İnişi ve Çöküşü
bir hafta içinde nefes almadan yuttuklarım
sanki kanıma karışıyor ve hücrelerimi tazeliyor fikir tohumları
bir bahçeyim ben herkes gibi.










Kitaplar okudum Ted,
kitaplar yazdım, yüzlercesi yüzüyor boşlukta
kitaplar bastım, binlercesi binlerce nüsha tohumlarını saçtılar başka bahçelere
saçıyorlar saçacaklar
bütün bunlar neye yarar diye ekşi edâyla bakanlara karnım tok
kelâm ve kalem olmasaydı daha da çürüyecekti Dünya.
Avunmaksa avunmak, boş umutsa boş umut
bütün o harfler sesler ayakta tutmuştur.
Ama şimdi her zamankinden daha hızla çürüyor herşey, başta insan
bütün tavizleri vermeye hazır
onurmuş gururmuş hiçesayarak teslim olanların nüfusunda patlama gözlemleniyor beş kıtada
bizim gibilere kalan
öbür canlılarla yaşamak
develer ve kirpiler ve timsahlar ve gergedanlar ve tilkiler ve karadullar ve sıçanlar ve kırlangıçlar ve papağanlar ve tabiî kargaydı kuzgundu meşum tayfayla
ve atkestanesi ve sekoya ve tepsi çamı ve manolya ve dereotu ve patates ve menekşe
ile yaşamak










Toprak kuruyor
Su kuruyor
Hava kopuyor
Dağ kum gibi eriyor diyor Kitâb
Deniz köpürüyor
Ova kapanıyor içine, ki bunlar
ile Yaşamak
bir tek onlarla ve benzerleriyle
benzemezlerden uzak durarak.
Elimin altında
gözüm üstünde
Ekim 1999’da yazdığınız öbür The Ship of Fools ki yıllarca Brandt’ınkiyle dolaştım
dip kuzeye kuduz tempoyla çıkıp
orada hep beraber boğulmak
yönetenlerle yönetilenlerin aynı miktarda su yutacağı bir final cut —
sonunuz bu olacak mı demeye getirmiştiniz?
Yukarıdakiler boğulmuyorlar oysa.
Gırtlaklarına dayansa da buzlu sular ötesine geçemiyor asla,
aşağıdakilerden kurtulan çıktığı duyulmamış.










Geceyarısını geçe
kuşluk vaktine doğru
bir avuç kararlı genç afişler yapıştırıyor şehrin görünür yerlerinde seçtikleri duvarlara
Eviniz Yanıyor
ve farkında değilsiniz

yalımlar paçamızı tutuşturduğunda iş işten geçmiş olacak ve etinizin kokusu burnunuza dolacak —
ateş arındırır sanmışsanız yanılgı
sizi hızla kömüre çevirecektir kaplayarak
kurtulan olmayacak.
İşte su ve hava ve ateş arası gemide ve evde ve sokakta bekleyen kaçınılmaz kader çizgisi,
aşın aşabilirseniz.
Bir ileri iki geri mehteradım
dolaşıyorum zaman tünelinin içinde
bugünün haberleri karışıyor dünkülere
Hakikat dedikleri karman çorman bulamaç
hem düz dümdüz hem yamuk çünkü düzülmüş
çeperlerine çarpıyorum kançanağı yüzüm gözüm
siyasa sayfasında Talibanların yasakladığı yazıyor
interneti ve cep telefonlarını
sesimde sakil ironi tınıları










“evet ama yetmez” diyorum acıyla
ve yerel şempanzelere özeniyorum edâsıyla
yasak olmayan hiçbirşey kalmamalı orada
ve herkes biribirini kırmalı
ki böylece mutlak Cehennem kurulmalı
diyorum ve gözlerimi kan bürüyor bu kez
Ekonomi sayfasına geçiyorum sonra
Zucman vergisi vurmuş dillere
zavallı milyarderler endişe içindeler
harita ellerinde cennet arıyor herbiri
ki erimesin tek bir altın külçesi bile
hayatın tek gayesi kâr
ki erimesin kışın sonu geldiğinde kar
yığılsın kalsın çoğalsın kaplasın.
Musk’ara’nın serveti 500 milyar dolar çıtasına ulaştı haberi dolaşımda
bizim yerli dolar milyarderlerimizin topundan fazla olduğu belirtiliyor külçelerinin
ve hazret bu nedenle yüceltiliyor
ah! ne büyük zekâ oh! ne müthiş dehâ türü pohpohlarla şişiriliyor patlayasıya o plastik yaratık
ister istemez makas değiştiriyorum
kütüphanemin bir rafına uzanarak










yerinden çekip çıkarıyorum kitabı:
Gründrisse defterlerini kateden bakışaçısını hiçesayan bir olgu bu —
insanlık için dev bir adım! belki
her ne kadar ayaklar külliyen
kurutulması olanaksızlaşmış
bir bataklığa saplanmış olsa da
o kadarı kadı kızı hikâyesiyle eşdeğer
ve bize düşen boşyere yorduğumuz çenemizi
mühürleyip tıkamak
sırtımızı dönsek dönmesek neye yarar kulakları yırtacak ıslık korosu eşliğinde
söylenmeli galiz şarkımız:
Musk’ara senin hem götün hem başın kara.
Ve yukarıdan
çıktığı bulutların üstünden
Brassens eşlik ediyor
tıngırdatarak telleri.
Şimdi yaşıyor olsaydınız Ted
bıyık altından pis pis gülerek
soracaktınız: “Bunlarla avunuyor musunuz?” diye delerek kara mizahî salvolarınızı
“tek lüks”ümüz olduğunu söylediğinde










haksız mıydı Papa André
çuvaldıza övgü döşerken —
başka ne gelebilir elimizden
paket postalayamıyorsak doğru adreslere
çaresiz ve dımdızlak durmak kalmış
herbirimize
burada.
Ve ben ki, bilmezdiniz, yarı örtük çağrıda bulunmuştum Sic Semper Tyrannis
hattı üzerinden
çıkmadı işiten
ondandır büzüştüm köşemde ve içime attım gerisin geri içimden taşanları,
kışkırtmıyor beni mitingler
ve no kings nümayişleri
kırıp dökmeler otomobil yakmalar
içikof sloganlar
yıkmadıkça kurulu düzeni faydasız çırpınışlar
ahkâm kesmeler de:
Zizekmiş Badiouymuş karnım tok konfor içinde yüzen feylesof bozuntularına
çığırından çıkarabiliyorlar mı ona bakalım
sağlıyorlar mı devrilmeleri buna bakalım










teorilerin canı cehenneme sonunda
Rostand haklıydı teoriler geçer kurbağalar kalır dediğinde
bir gün fareler kaplayacak yerküreyi
ve buldukları her “şey”i kemirecekler
şey insan icadı
insan tabiatın yanlış icadı.

About the author

Add comment

admin

Get in touch

Quickly communicate covalent niche markets for maintainable sources. Collaboratively harness resource sucking experiences whereas cost effective meta-services.