• Futbol oyunu elbette böyle devam etmeli. Kurallarında ufak tefek esnetmeler yapılarak, özünü tözünü çok fazla değiştirmeye kalkışmadan.
Bir “çeşitleme”sinin düşünü kurduğum oldu: 11’er kişilik iki takımla, aynı boyutlarda sahada, ama bir yerine iki top ile oynanacak, çift orta hakemli bir versiyon.
İsmi Fitbol olabilecek başka bir oyun. Takımlara iki ayrı teknik direktör kullanma hakkı verilerek.
• Berberim Ramazan “Atatürk’ün Berberi” kitabını okuyor.
• Claude Lelouche bence sıradan bir yönetmen, buna karşılık sıradışı bir bünyesi olduğu kesin: 88’ine bastığı gün yeni filmi Finalement gösterime girmiş!
“Sonuç Olarak”, durum düşünülürse, cuk oturuyor bir filim ismi olarak. (Türk basını “Nihayet”i yeğlemiş.)
Umarım en nihayet olur o filim!
• “Para” kitabımı yazabilseydim, dolgun bir paragrafı Balzac’ın oyunu Le Faiseur’e ayıracaktım. Filme de alınan oyunun önemli bir karakteri, olay akışı içinde beklenen ama asla gelmeyen Godeau’dur!
Beckett, bu oyunu kendi oyununu yazdıktan çok sonra okuduğunu söylemişti.
• Resimlerine “isim” yakıştırmayı sevmeyen sanatçılar familyasından Fatma Tülin — ona birkaç resmi için vaftiz babalığı katkısında bulundum; Frenkçe bir katalogda kullanılsın diye:
Misterioso
Noeud Gordion
Mur de Nuage
Parabole Discrète
• Drillon’un Marcel Proust’un Kuşkonmazları’nı okurken öğrendim: Gombrowicz, Ferdydurke’nin adını Sinclair Lewis’in Babbitt’inde sözü geçen Freddy Durkee’den esinlenerek koymuş, ayrıca 1935’te yayımladığı bir hikâyesinde de o ismi kullanmış. Bizde de bir Ferdi Dururken çıkabilir ortaya bir gün!
• Yalçın Küçük ile Muhsin Batur’un ne ortaklığı olabilir?!
Cogito söyleşimizde Yalçın Bey’in ağzından: “Babanızın berberi benim de berberim.”
(Berber kesişmeleri herkesin yaşamında: Yıllar yılı Diego’da Ahmet Kuyaş ve başka tanışlarla oturduk koltuklarımızda; sonrasında Aytun Bey’in ufak dükkânında Cemal Baki, ben ve Sarp saç sakal kırktırttık.)
• Tarihçi arkadaşım Sinan Çuluk hemen hep ilginç belgeler bulur yayımlar. Müteferrika’nın 66. sayısında “Hekimbaşızâde Hayrullah Efendi’nin (ki şair-i âzam Abdülhak Hamid’in babasıymış) “Risâle-i Bilyardo adlı eseri” en yeni bulgusu. 1836 tarihli bitmemiş bir metin, kısa ama alanında öncü bir parça. Hayrullah Efendi, 1863’te Paris’te, Café Parisien’de 48 bilardo masası gördüğünü yazmış seyahatnâmesinde.
Aklıma, Kanada’ya bilardo masasıyla giden Alpagut Gültekin geliyor.
• Yemek ve Kültür’ün 78. sayısında (Kış 2025) Gökhan Akçura’dan civelek bir “Kese Kâğıdı” yazısı. Plastiğin hayatımızdan kovduğu güzel ve yararlı bir nesne daha. Selim Cebeci onlarla pek hoş sanat işleri kotarmıştı; bana da esin veren.
Bir gün döner mi?
(Giden gelmiyor acep ne iştir).
